Asgari ücret artarsa (1)
Emeğini ücret karşılığı satan, üretim araçlarına sahip olmayan insana işçi denildiğini biliyorsunuz. Kardan pay almayan, yasaların belirlediği sınırlar içinde kalan, işyerinde belirli sürelerle çalışan, sosyal güvence altında olan, azla yetinmeyi öğrenmiş devasa bir güçten söz ediyoruz.
Bu gücün her bir bireyi için işverenler ile hükümet ve sendikalar yılda iki kez biraraya gelerek “verilecek saat ücretini” belirler. Oysa 1 Kasım 2015 Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde asgari ücret konusunda hemen tüm partiler farklı rakamlar açıkladılar.
Seçimin galibi AK Parti olunca söz verdiği rakam olan bin 300 TL gündeme oturdu. Oysa Ocak ayındaki artış sonucu asgari ücretin 1050-1100 TL bandına geleceği tahmin ediliyordu. Seçmen işçi için 200-250 TL daha fazla olan rakam, şimdilik iyi görünüyor. Ancak vergi kalemlerinde yeni oranlar belirlenmediği taktirde işverenlerin yükü biraz daha artacak…
Asgari ücreti, yaşanan süreçlerin ardından devlet belirliyor ama asgari ücreti ödeyen genel olarak özel sektör… Kayıtlı işçi çalıştıran işyerleri, lokantalar, berberler, marketler, tamirhaneler, KOBİ’ler, fabrikalar, kuaförler, kasaplar, temizlik ve güvenlik şirketleri gibi işyerlerinde genel olarak asgari ücret söz konusu.
Asgari ücret ödenen işyerlerinde işçinin cebine giren ile işverenin cebinden çıkan para farklı. Arada vergi ve sosyal sigorta ödemeleri var. Bunları işveren öder.
Asgari ücret için işverenin cebinden çıkan para, işçinin net maliyeti değil. İşveren asgari ücret ödediği işçiyi, işyerine taşımak için harcama yapar. Yemeğinin faturasını öder, değişik vesilelerle çalıştırdıklarına düzenli sosyal imkanlar sağlar.
Bir işyerinde işçiye yapılan zammın maliyete etkisi başka, işçilik maliyetinin artmasının işletme maliyetine etkisi başka. İşletmelerde işçi, daha başka girdileri kullanarak üretim yapar. Ekonomi genelinde işçilik maliyeti artınca, işletmede kullanılan girdilerin maliyeti de artar. Açık anlatımıyla işletmelerde işçilik maliyetinin hem doğrudan, hem de kullanılan girdiler nedeniyle dolaylı bir yükünden bahsedebiliriz. Asgari ücrete zam, sadece asgari ücret alanların ücretlerinde artış sağlamaz. Ekonomide genel olarak tüm ücretlerde aynı ölçüde olmasa da iyileşmenin kapısını da açar.
Üretim, “katma değer” yaratmaktır. Katma değer, üretimin her aşamasında girdi fiyatı ile çıktı fiyatı arasındaki farktır. Ürüne her aşamada eklenen değerdir. Katma değeri kira, emek, sermaye ve girişimci aralarında paylaşır. Emeğin payı ücrettir. Sermayenin payı faizdir. (Faiz illa da banka faizi değildir. Paraya beklenen getiridir.) Girişimcinin payı kârdır. Eğer faiz (paranın getirisi) yetersiz ise, üretime para gitmez. Eğer kâr düşük ise, girişimci üretim yapmaz. İşçi çalıştırmaz.
Bizdeki sanayi kuruluşlarında, imalat sektöründe emeğin payı yüzde 55-60, faizin payı 12-15, kârın payı yüzde 30-33 dolayında seyreder.
Katma değer aynı ise, katma değerden emeğin karşılığı ücrete gidecek payın artması için girişimcinin kârını azaltması gerekir. Girişimcinin kârı satış, aktiflere ve öz kaynağa bağlı olarak değerlendirilir.
Bizde sanayide satış kârlılığı yüzde 6, sermaye kârlılığı yüzde 6, öz kaynak kârlılığı yüzde 15-17 dolayında. Katma değer ne kadar yüksek olursa katma değerden emeğe o kadar daha çok pay ayrılabilir. İşte onun için devamlı olarak katma değer artsın istenir.
Artarsa işçi de payını alır…
Yarın: Açlık ve yoksulluk sınırı



