Borç ekonomisi ve Bursa gerçeği
Türkiye borçlanma ekonomisi ile son 12 yıldır ekonomide büyük canlılık yarattı. Alışveriş merkezlerinde kalabalıklar dikkat çekiyor. İnternet yoluyla yapılan alımların net sonuçları da çok önemli.
Bireyler, bankalardan kredi alarak tüketmeye başladı. İhtiyacı olsun olmasın herkeste bir mal edinme hırsı ve geleceğe yatırım yapma coşkusu (!) yaratıldı. Reklam sektörü bu aşamada çok işe yaradı…
Özel sektör borçlandı; başta inşaat olmak üzere, rant yaratan sektörlere girdi. Devlet vatandaşından borç aldı. İşletmeler de borcu işletme sermayesi haline getirdi. Ancak çeşmenin suyunun her zaman gür akmadığı unutuldu…
Bu 12 yılda, ‘Borç al, borç öde’ bitmeyen senfoni haline geldi. Ocak-Kasım 2014 itibarıyla kamu nakit havuzuna 378,4 milyar TL para girmiş. 396.4 milyar TL de çıkmış. Nakit giderler için de 46.8 milyar TL faiz ödemesi yapmışız. Net 7.5 milyar TL özelleştirme geliri elde edince de 10.8 milyar TL açık vermişiz. Buraya kadar idare eder bir pozisyonumuz var. Bunu gidermek için vadesindeki borçları ödemiş ve üstüne de borç almışız. Aldığımız yeni iç ve dış borç 14.9 milyar TL olmuş.
TMSF’den para aktarılmış, garantili borçlardan dönüş olmuş, bankalar ve kasamızda 5.7 milyar TL eksik bakiyemiz varmış ve böylece bu 10.8 milyar lirayı bulmuşuz. Yani net borçlanma yaparak açığı kapatmışız. Bildiğiniz gibi nakit gerçekleşmelerini Hazine takip ediyor.
Bu arada dış borç dikkat çekiyor. 2014 ikinci çeyrek itibariyle 401.7 milyar dolar kısa ve uzun vadeli brüt dış borcumuz var. Bir de net dış borç stokundan söz etmek gerek. Şöyle hesaplanıyor; Türkiye’nin brüt dış stokundan Merkez Bankası’nın borcuyla birlikte bankacılık kesiminin borcu düşülüyor. Bu rakam 232.5 milyar dolar. Bundan parasal sektörün net dış varlıkları düşülüyor ve net dış borç stokuna ulaşılıyor. Dış varlıklar eksi olduğundan net dış borç stokumuz 237.8 milyar dolar. Halkın ilgileneceği rakam, brüt dış borç rakamı. O da 401.7 milyar dolar.
1 Ağustos 2014 tarihinden itibaren borcun ödeme vadesi 2019 ve sonraki yıllara kadar gidiyor. Biz 2014 ve 2015’te ödenecek brüt dış borçlara bakalım…
Kamu yani devlet denen organizma, 2014’de 6 milyar dolar, 2015’te 15.7 milyar dolar, toplamda 21.7 milyar dolar dış borç ödeyecek. Özel sektör ise 2014’te 40.5 milyar dolar, 2015’te 47.9 milyar dolar olmak üzere, toplamda 88.3 milyar dolar dış borç ödemesi gerçekleştirecek.
Gelelim iç borca…
Merkezi yönetimin iç borç stoku ise Ekim 2014 itibarıyla 411 milyar TL. Dış borç stoku 188.6 milyar TL eklenince toplam borç stoku olan 599.7 milyar lira rakamına ulaşıyoruz. Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 575 milyar liraydı. Türkiye iç borcunu; yeni borç alarak, özelleştirme gelirleri, TMSF’den aktarmalar, vergi aflarından gelen paralar ve bütçe geliri ile ödüyor. İç borçları yurt içinde gezinen liralarla kapatmak mümkün. Bir anlamda ondan al buna ver sistemi…
Dış borçlar biraz daha çetrefilli
Dış borcun kaynağı; nakit dış borçlanma, ülkemize yatırım için gelen yabancı sermaye, sıcak para, net hata noksan dediğimiz kaynağı belirsiz paralar ve ihracat ciromuz. İhracat geliri demiyoruz; çünkü hep dış ticaret açığı verdiğimiz için ihracat bedellerini kredi gibi kullanıyoruz. Dış borçlarda kaynaklar bulundukça sorun çıkmayacağı belli. 12 yıldır oluk oluk sıcak para geldiği için dış borç ödeme sorunu yaşamadık. IMF’ye borcumuzu böyle bitirip üzerine de efelendik!
Döviz açığımız var…
Dış borç yanında dış gelirlerimizle dış ödemelerimiz arasında devamlı açık verdiğimiz için döviz açığımız sürekli hale geldi… Bunun çevrilebilir olması halinde sorun hissedilmez. Cari açığı, Merkez Bankası net rezervleriyle dış borç alarak finanse ederiz. Ülkemizin bugün ve gelecekteki sorunu, döviz kazancı elde edip etmeyeceği ile ilgili. Bu da üretim ekonomisi ve katma değer yaratmayı zorunlu kılıyor.
Üretim ekonomisi ile katma değer yaratacağız. Bu katma değer bize döviz kazancı sağlayacak ve dış borçların egemenliğinden kurtulacağız.
Şimdilik başka çözüm de yok.
“Bursa büyürse Türkiye büyür” slogan olarak çok iyi. Katma değeri olan ürün bulmamız, geliştirmemiz ve pazarlamamız gerekiyor. Otomotiv, tekstil, tarım ve turizm. Bu alanlarda acilen değişim ve dönüşüm bekliyorum.
Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe başta olmak üzere tüm siyasi parti temsilcileri, üniversiteler, odalar, sendikalar, gazeteciler ve en önemlisi düşünürler bir araya gelerek Bursa için karar vermeliler.
Bursa Anayasası için geç kalmayın!



